Resat Nuri Güntekin _ Sönmüş Yıldızlar

SÖNMÜS YILDIZLAR
Misafir salonunda sizinle karsı karsıya geldiğim zaman ne kadar sasırdığımı hatırlarsınız. Aman ya
Rabbi! Bu kadar ince ve derin seyler söyleyen sanatkâr, o kısa pantolonlu, sarısın çocuk muydu?
Gözlerime inanamı-yordum. Siz de benim hayretime gülmeğe baslamıstınız. Artık eskisi gibi mahcup
ve çekingen değildiniz. Tavırlarınıza emniyet, sözlerinize tatlı ve serbest bir nese gelmisti. Çok
değismistiniz Kenan Bey… Yalnız o eski masum saffetiniz hâlâ baki idi. O günden sonra sizinle iki
samimî dost olduk. Haliniz, bana öyle emniyet veriyordu ki, hayatımın en gizli gamlarını ve acılarını
size söylemekten çekinmiyordum. Yazılarınızı daha büyük bir dikkatle takibe baslamıstım. Fakat
onlarda bir zamandan beri garip bir değisme farkediyordum. Mahzun, tatlı hayalperestliğinizi yavas
yavas kaybediyor; hırçın, acı bir muharrir oluyordunuz.
Artık mukaddesata dil uzatmağa, güzel seylerle eğlenmeğe baslamıstınız. Artık hayat ile çarpısmaktan
çekinmiyor, kaleminizi zalim bir kamçı gibi kullanıyor; zavallı insanları hakaretlere, istihzalara
boğuyordunuz.
Daha sonra neseli, alaycı bir muharrir oldunuz. Herkes, sizi takdir ediyordu. Fakat, ya Rabbi, ben, sizin
eski hüzünlerinizi ne kadar tercih ediyordum. Maatteessüf, bu kadarla da kalmadınız Kenan Bey… Bir
zaman geldi ki, o hakaretleri, istihzaları bile çok gördünüz. Zavallı insanların gözünüzde eğlenilmeğe,
hırpalanmağa bile, değer bir kıymeti kalmamıstı. Niçin böyle oldu Kenan Bey? Niçin siirsiz, bedbin,
bedbaht, müstehzi, gaddar bir hikayeci oldunuz? Niçin semanızdaki yıldızlar birer birer dökülüp
söndüler? Bunu bana söylemeğe mecbursunuz; çünkü onlar, benim gamlı günlerimin, karanlık
gecelerimin en derin tesellisiydi. Temiz, ince, yüksek ruhlu Hüseyin Kenan’ı öldüren bu müstehzi,
gaddar adama karsı içimde sönmez bir kin var.
g SÖNMÜS YILDIZLAR
Hakikati bana söylemeğe borçlusunuz; çünkü bana fenalık ettiniz, beni tesellilerimden mahrum ettiniz.
Perihan
Hüseyin Kenan’dan Perihan Hanıma
Hanımefendi,
Size istediğinizden daha samimî bir cevap veriyorum. Beni acı seyler söylemeğe mecbur ettiğiniz için
pisman olacaksınız. Bu, muhakkak. Fakat ne yapalım, kendiniz istediniz. Mektubunuzda çok doğru
sözler var Perihan Hanımefendi. Ben, hakikaten siirsiz, merhametsiz, zalim, müstehzi bir adam oldum.
Sebebini size söyleyeyim.’. . Maamaf ih, ben de doğrudan doğruya maksada girmeğe cesaret
edemeyeceğim. Ben de sizin gibi eski günlere, hatta daha iyisi sizi ilk gördüğüm güne döneceğim.
Ben, görünüste vahsi ve mânâsız bir çocuktum. Fakat yasıma nispetle derin ve nazik bir ruhum vardı.
Küçük basım, yüksek dağların dumanı gibi ağır bir rüya, küçük gönlüm yüksek dağların rüzgârı gibi
boğucu emeller içinde bunalırdı. – gün, sizinle arkadas olmak bende umulmaz bir macera tesiri
yapmıstı. Solgun, ince yüzünüz, parlak siyah gözleriniz bir daha hayalimden gitmedi. Sizi daima
görmek istiyordum. Fakat yanınızda bulunduğum vakit bir türlü yüzünüze bakmağa cesaret
edemiyordum. Saatlerce yolunuzu bekliyordum. Sonra sizi uzaktan görünce kaçmağa baslıyordum.
Bunları söylediğimi tabiî bir saygısızlık addetmezsiniz Perihan Hanımefendi… Çünkü çocukluğa ait
seyler…
Seneler geçti. Artık sizi kaybetmis, hatta unutmustum. Hayata atıldığım ilk senelerde çok mesut oldum.
Her taraftan talih ve muvaffakiyet, bana gülümsüyordu. Đçimdeki yasamak zevkini, güzel seyler
sevgisini söylemekten baska bir sey yapmadığım halde edebiyat âleminde mühimce bir mevki
kazanmıstım.
SÖNMÜS YILDIZLAR
Tıpkı sizin gibi bana diyorlardı ki: «Sende çok nazik ve temiz bir ruh var Kenan… însan, tıpkı yıldızlı yaz
gecelerine bakmıs gibi oluyor; insan, seni okurken hayatı seviyor, her seyi temiz, yüksek, güzel
görüyor…» Fakat yine sizin tâbiriniz üzere: «Bu yıldızlarla dolu mavi yaz gecesi» için bir vakitsiz hazan,
melûl bir yıldız dökümü mevsimi baslıyordu. Artık hayatın ve insanların içyüzünü görecek bir yasa
gelmistim. Đçimdeki yıldızlar, birer birer sönüyor, dökülüyordu.
Evvelâ, mukaddesatımın, itikatlarımın en hazin ve sefilâne ölümlerle öldüğünü gördüm. Onları
kurtarmak için o kadar uğrastım, o kadar çırpmdım, olmadı. Dinî tesellilerimi kaybettikten sonra,
insaniyet, memleket, buhranlı bir inkılâp geçiriyordu. Vatanperver dudaklardan yüreklere ok gibi isleyen
ulvi, atesli sözler dökülüyordu. Çok geçmeden bu güzel, yanık sözlerin de hazin bir yalandan, âdi bir
komedyadan baska bir sey olmadığını gördüm. O ulvi emeller para, mevki tahakküm hırsından baska
bir sey değilmis…
Meyus gözlerimi ilim ve sanat adamlarına çevirdim. Đlim ve sanatın muhtesem vakaları belki ruhuma
muhtaç olduğu sükûnu verebilirdi. Fakat onun da yaldızlı bir hayal olduğunu anlamakta gecikmedim.
Bu adamlann elinde ilim ve sanat da sefil bir âlet hükmüne girmisti.
Bu defa arkadaslarımdan, sevdiklerimden bir teselli umdum. Onlar, benim saffetimle eğlendiler,
hayalperestliğime güldüler. Simdi benim yüzüme karsı en tatlı ümit sözleri söyleyen dudakların bir
dakika sonra arkadamdan beni çekistirdiklerini duydum. Artık, gözlerim açılmıstı Perihan
Hanımefendi… Nereye baksam yalan ve riyadan, zulüm ve ahlâksızlıktan baska bir sey görmüyordum.
Genç kızlar tanıdım ki, bir günde iki defa ayrı sev10
SÖNMÜS YILDIZLAR
gilisi için inci gibi yaslar döktüler. Anneler gördüm ki, minimini çocuklarının eliyle âsıklarına mektup
gönderdiler. Niçin o kadar zalim, yırtıcı, kuru ve müstehzi bir adam olduğumu artık anladınız mı Perihan
Hanımefendi?/..
Hayalimin artık siyah bir geceden ibaret kalan semasında tek bir yıldız kalıyordu: Siz, Perihan
Hanımefendi, sizin güzelliğiniz, sizin her felâkete karsı duran nezih ve yüksek feragatiniz… Büyük bir
felâkete uğramıs, sevmediğiniz bir adamla evlenmistiniz; fakat felâketiniz bu kadarla kalmamıstı,
kocanız, sizi aldatıyor, servetinizi avuç avuç etrafa dağıtıyor, isminizi âdi kokotların ağzına bir eğlence
sermayesi yapıyordu. Siz, bunların hepsini biliyordunuz; fakat her seye tahammül ediyordunuz. O
kadar ileri olan ahbaplığımıza rağmen bir gün, dudaklarınızdan bir sikâyet isitmedim. Đtiraf ederim ki,
size karsı derin zaaflarım, aska benzeyen his-lerim vardı; fakat hayalimin sönmüs avizesinde tek kalan
bu son ümit ve fazilet ısığını kendimden, kendi kalbimden bile kıskandım…
Nihayet bir gün, sizi gördüm. Yabancı bir erkekle beraberdiniz. Kapalı bir arabanın içinde yüzünüzü
kalın bir peçe altında saklayarak önümden geçtiniz. O vakit, gönlümün ümitsiz karanlığında titreyen o
tek yıldız da söndü Perihan Hanımefendi… Gözlerimin kurumus membaında kalan son göz yası
damlasını da sizin ölen hayaliniz için döktüm. Artık, simdi mesudum. Gülüyorum, eğleniyorum.
Bahusus eğlendiriyorum. Yırtmaktan, kanatmaktan vahsi bir zevk alıyorum.
Görüyorsunuz ki, Hüseyin Kenan, kendini öldürmedi; onu öldürdüler. Biçare, son yarayı sizin nazik ve
muazzez elinizden aldı Perihan Hanımefendi…
Hüseyin Kenan
BiR DAMLA GÖZ YASI
Nejat’tan Nimet Hanıma
Sırf saka olsun, azizlik olsun diye yazdığınıza süphe etmediğim küçücük mektubunuzu aldım. Üç
satırlık bir yazı okumak için kaç dakika lâzım? Bir… iki… nihayet bes dakika diyeceksiniz. Hayır! Onu
tam iki saatte okudum… Gülmeyeceğinizi, inanacağınızı bilsem daha ziyade söyleyecektim. «Onu ben,
dün gece sabaha kadar gözlerimden ayırmadım.» diyecektim. Fakat ne de olsa insan, hakikati
tamamıyle söylemeğe cesaret edemiyor. Maamafih, benim size yalan söylemem mümkün değil. Ben,
diplomatım, sonra istanbul’un kibar âleminde yasıyorum. Binaenaleyh, yalan söylemek az çok
mesleğim, muvaffakiyet vasıtam… Böyle olduğu halde sizinle konusurken, hatta sizin sözünüz
geçerken, hatta daha ileri gideceğim: Siz, aklımda olduğunuz vakit yalan söyleyemiyorum. Yalancı
sahitlik için hâkim huzuruna çıkmıs kaba bir köylü gibi sasıyorum, kızarıyorum… Hâsılı, kendi
kendimden utanıyorum… Đs sade yalana kalsa yine sükredeceğim. Fakat siz karsımda, yahut aklımda
olduğunuz vakit ben, baska türlü fenalıklar yapmağa da cesaret edemiyorum. Binaenaleyh, isim,
gücüm yüzüstü kalıyor. Birçok zararlara, muvaffakıyetsizliklere uğru-yorum.
Beni mesut etmemeğe azminiz var Nimet Hanım… Bu, muhakkak… Fakat, bana ettiğiniz fenalık, sade
bundan ibaret kalmıyor: yalan söylemek, baskalarına fena-
12
SÖNMÜS YILDIZLAR
lık etmek kabiliyetini benden çekip kopararak ahlâkımı da bozuyorsunuz! Beni hayatta hiç bir seye
yaramayan her tarafta hakaret gören bir biçare «Doğru Adam», bir mağdur «Hayat mağlûbu» yapıp
çıkacaksınız. Bana bir cevabınız olabilir Nimet Hanım… Diyebilirsiniz ki: «Sizden mütemadiyen
kaçıyorum Nejat Bey… Bütün ısrarlarınıza, takiplerinize rağmen ayda nihayet iki, üç defa
görebiliyorsunuz… Haydi onun bes, on misli fazla bir zaman da aklınızda yasıyorum, diyelim… Yine
size yalan söylemek, fenalık etmek, binaenaleyh, kendinizi mesleğinize hasretmek için kâfi bir zaman
kalmaz mı?» Hayır, Nimet Hanım, o is de bildiğiniz gibi değil… «Đnsanın hayali az çok kendine
benziyor» derler… Katiyen yalan… Sizinki tamamıyle sizin zıddmız… Kendiniz ne kadar benden
kaçıyorsanız hayaliniz bana o kadar musallat oluyor, o kadar sırnasıyor… Ne kadar uğrassam bir türlü
zihnimden çıkaramıyorum… Öyle bir hayal ki, benden daha yapıskan ve sırnasık… Ben, kovulduğum
vakit boynumu büküp çekiliyorum. Halbuki o, hiç öyle seylere aldırmıyor, dimağımın içinde kendi
beybabasının yalısında gibi hiç fütursuz geziyor, oturuyor, gülüyor, eğleniyor. Öyle yapıskan bir hayal
ki, simdiye kadar bir numunesini, yalnız amcamın Nisantası’ndaki evinde on seneden beri hemen
fisebilillâh oturan kiracı efendide gördüm.
«Doğru söyle Nejat, hiç mi zihninden çıkmıyorum?» diyeceksiniz. Đtiraf ederim ki, hayalimde sizi
büsbütün N kaybettiğim dakikalar da var… Fakat -bir hain tesadüf eseri olacak- o dakikalar, tamamıyle
sizi gördüğüm, sizinle konustuğum dakikalara tesadüf ediyor ki, böyle bir zamandan istifade imkânı
olmadığını siz de teslim edersiniz. Hulâsa, bir dava ki, «Sark Meselesi» gibi içinden çıkılmaz.,.

SÖNMÜS YILDIZLAR Misafir salonunda sizinle karsı karsıya geldiğim zaman ne kadar sasırdığımı hatırlarsınız. Aman yaRabbi! Bu kadar ince ve derin seyler söyleyen sanatkâr, o kısa pantolonlu, sarısın çocuk muydu?Gözlerime inanamı-yordum. Siz de benim hayretime gülmeğe baslamıstınız. Artık eskisi gibi mahcupve çekingen değildiniz. Tavırlarınıza emniyet, sözlerinize tatlı ve serbest bir nese gelmisti. Çokdeğismistiniz Kenan Bey… Yalnız o eski masum saffetiniz hâlâ baki idi. O günden sonra sizinle ikisamimî dost olduk. Haliniz, bana öyle emniyet veriyordu ki, hayatımın en gizli gamlarını ve acılarınısize söylemekten çekinmiyordum. Yazılarınızı daha büyük bir dikkatle takibe baslamıstım. Fakatonlarda bir zamandan beri garip bir değisme farkediyordum. Mahzun, tatlı hayalperestliğinizi yavasyavas kaybediyor; hırçın, acı bir muharrir oluyordunuz.Artık mukaddesata dil uzatmağa, güzel seylerle eğlenmeğe baslamıstınız. Artık hayat ile çarpısmaktançekinmiyor, kaleminizi zalim bir kamçı gibi kullanıyor; zavallı insanları hakaretlere, istihzalaraboğuyordunuz.Daha sonra neseli, alaycı bir muharrir oldunuz. Herkes, sizi takdir ediyordu. Fakat, ya Rabbi, ben, sizineski hüzünlerinizi ne kadar tercih ediyordum. Maatteessüf, bu kadarla da kalmadınız Kenan Bey… Birzaman geldi ki, o hakaretleri, istihzaları bile çok gördünüz. Zavallı insanların gözünüzde eğlenilmeğe,hırpalanmağa bile, değer bir kıymeti kalmamıstı. Niçin böyle oldu Kenan Bey? Niçin siirsiz, bedbin,bedbaht, müstehzi, gaddar bir hikayeci oldunuz? Niçin semanızdaki yıldızlar birer birer dökülüpsöndüler? Bunu bana söylemeğe mecbursunuz; çünkü onlar, benim gamlı günlerimin, karanlıkgecelerimin en derin tesellisiydi. Temiz, ince, yüksek ruhlu Hüseyin Kenan’ı öldüren bu müstehzi,gaddar adama karsı içimde sönmez bir kin var.g SÖNMÜS YILDIZLARHakikati bana söylemeğe borçlusunuz; çünkü bana fenalık ettiniz, beni tesellilerimden mahrum ettiniz.PerihanHüseyin Kenan’dan Perihan HanımaHanımefendi,Size istediğinizden daha samimî bir cevap veriyorum. Beni acı seyler söylemeğe mecbur ettiğiniz içinpisman olacaksınız. Bu, muhakkak. Fakat ne yapalım, kendiniz istediniz. Mektubunuzda çok doğrusözler var Perihan Hanımefendi. Ben, hakikaten siirsiz, merhametsiz, zalim, müstehzi bir adam oldum.Sebebini size söyleyeyim.’. . Maamaf ih, ben de doğrudan doğruya maksada girmeğe cesaretedemeyeceğim. Ben de sizin gibi eski günlere, hatta daha iyisi sizi ilk gördüğüm güne döneceğim.Ben, görünüste vahsi ve mânâsız bir çocuktum. Fakat yasıma nispetle derin ve nazik bir ruhum vardı.Küçük basım, yüksek dağların dumanı gibi ağır bir rüya, küçük gönlüm yüksek dağların rüzgârı gibiboğucu emeller içinde bunalırdı. – gün, sizinle arkadas olmak bende umulmaz bir macera tesiriyapmıstı. Solgun, ince yüzünüz, parlak siyah gözleriniz bir daha hayalimden gitmedi. Sizi daimagörmek istiyordum. Fakat yanınızda bulunduğum vakit bir türlü yüzünüze bakmağa cesaretedemiyordum. Saatlerce yolunuzu bekliyordum. Sonra sizi uzaktan görünce kaçmağa baslıyordum.Bunları söylediğimi tabiî bir saygısızlık addetmezsiniz Perihan Hanımefendi… Çünkü çocukluğa aitseyler…Seneler geçti. Artık sizi kaybetmis, hatta unutmustum. Hayata atıldığım ilk senelerde çok mesut oldum.Her taraftan talih ve muvaffakiyet, bana gülümsüyordu. Đçimdeki yasamak zevkini, güzel seylersevgisini söylemekten baska bir sey yapmadığım halde edebiyat âleminde mühimce bir mevkikazanmıstım.SÖNMÜS YILDIZLAR 9Tıpkı sizin gibi bana diyorlardı ki: «Sende çok nazik ve temiz bir ruh var Kenan… însan, tıpkı yıldızlı yazgecelerine bakmıs gibi oluyor; insan, seni okurken hayatı seviyor, her seyi temiz, yüksek, güzelgörüyor…» Fakat yine sizin tâbiriniz üzere: «Bu yıldızlarla dolu mavi yaz gecesi» için bir vakitsiz hazan,melûl bir yıldız dökümü mevsimi baslıyordu. Artık hayatın ve insanların içyüzünü görecek bir yasagelmistim. Đçimdeki yıldızlar, birer birer sönüyor, dökülüyordu.Evvelâ, mukaddesatımın, itikatlarımın en hazin ve sefilâne ölümlerle öldüğünü gördüm. Onlarıkurtarmak için o kadar uğrastım, o kadar çırpmdım, olmadı. Dinî tesellilerimi kaybettikten sonra,insaniyet, memleket, buhranlı bir inkılâp geçiriyordu. Vatanperver dudaklardan yüreklere ok gibi isleyenulvi, atesli sözler dökülüyordu. Çok geçmeden bu güzel, yanık sözlerin de hazin bir yalandan, âdi birkomedyadan baska bir sey olmadığını gördüm. O ulvi emeller para, mevki tahakküm hırsından baskabir sey değilmis…Meyus gözlerimi ilim ve sanat adamlarına çevirdim. Đlim ve sanatın muhtesem vakaları belki ruhumamuhtaç olduğu sükûnu verebilirdi. Fakat onun da yaldızlı bir hayal olduğunu anlamakta gecikmedim.Bu adamlann elinde ilim ve sanat da sefil bir âlet hükmüne girmisti.Bu defa arkadaslarımdan, sevdiklerimden bir teselli umdum. Onlar, benim saffetimle eğlendiler,hayalperestliğime güldüler. Simdi benim yüzüme karsı en tatlı ümit sözleri söyleyen dudakların birdakika sonra arkadamdan beni çekistirdiklerini duydum. Artık, gözlerim açılmıstı PerihanHanımefendi… Nereye baksam yalan ve riyadan, zulüm ve ahlâksızlıktan baska bir sey görmüyordum.Genç kızlar tanıdım ki, bir günde iki defa ayrı sev10SÖNMÜS YILDIZLARgilisi için inci gibi yaslar döktüler. Anneler gördüm ki, minimini çocuklarının eliyle âsıklarına mektupgönderdiler. Niçin o kadar zalim, yırtıcı, kuru ve müstehzi bir adam olduğumu artık anladınız mı PerihanHanımefendi?/..Hayalimin artık siyah bir geceden ibaret kalan semasında tek bir yıldız kalıyordu: Siz, PerihanHanımefendi, sizin güzelliğiniz, sizin her felâkete karsı duran nezih ve yüksek feragatiniz… Büyük birfelâkete uğramıs, sevmediğiniz bir adamla evlenmistiniz; fakat felâketiniz bu kadarla kalmamıstı,kocanız, sizi aldatıyor, servetinizi avuç avuç etrafa dağıtıyor, isminizi âdi kokotların ağzına bir eğlencesermayesi yapıyordu. Siz, bunların hepsini biliyordunuz; fakat her seye tahammül ediyordunuz. Okadar ileri olan ahbaplığımıza rağmen bir gün, dudaklarınızdan bir sikâyet isitmedim. Đtiraf ederim ki,size karsı derin zaaflarım, aska benzeyen his-lerim vardı; fakat hayalimin sönmüs avizesinde tek kalanbu son ümit ve fazilet ısığını kendimden, kendi kalbimden bile kıskandım…Nihayet bir gün, sizi gördüm. Yabancı bir erkekle beraberdiniz. Kapalı bir arabanın içinde yüzünüzükalın bir peçe altında saklayarak önümden geçtiniz. O vakit, gönlümün ümitsiz karanlığında titreyen otek yıldız da söndü Perihan Hanımefendi… Gözlerimin kurumus membaında kalan son göz yasıdamlasını da sizin ölen hayaliniz için döktüm. Artık, simdi mesudum. Gülüyorum, eğleniyorum.Bahusus eğlendiriyorum. Yırtmaktan, kanatmaktan vahsi bir zevk alıyorum.Görüyorsunuz ki, Hüseyin Kenan, kendini öldürmedi; onu öldürdüler. Biçare, son yarayı sizin nazik vemuazzez elinizden aldı Perihan Hanımefendi…Hüseyin KenanBĐR DAMLA GÖZ YASINejat’tan Nimet HanımaSırf saka olsun, azizlik olsun diye yazdığınıza süphe etmediğim küçücük mektubunuzu aldım. Üçsatırlık bir yazı okumak için kaç dakika lâzım? Bir… iki… nihayet bes dakika diyeceksiniz. Hayır! Onutam iki saatte okudum… Gülmeyeceğinizi, inanacağınızı bilsem daha ziyade söyleyecektim. «Onu ben,dün gece sabaha kadar gözlerimden ayırmadım.» diyecektim. Fakat ne de olsa insan, hakikatitamamıyle söylemeğe cesaret edemiyor. Maamafih, benim size yalan söylemem mümkün değil. Ben,diplomatım, sonra istanbul’un kibar âleminde yasıyorum. Binaenaleyh, yalan söylemek az çokmesleğim, muvaffakiyet vasıtam… Böyle olduğu halde sizinle konusurken, hatta sizin sözünüzgeçerken, hatta daha ileri gideceğim: Siz, aklımda olduğunuz vakit yalan söyleyemiyorum. Yalancısahitlik için hâkim huzuruna çıkmıs kaba bir köylü gibi sasıyorum, kızarıyorum… Hâsılı, kendikendimden utanıyorum… Đs sade yalana kalsa yine sükredeceğim. Fakat siz karsımda, yahut aklımdaolduğunuz vakit ben, baska türlü fenalıklar yapmağa da cesaret edemiyorum. Binaenaleyh, isim,gücüm yüzüstü kalıyor. Birçok zararlara, muvaffakıyetsizliklere uğru-yorum.Beni mesut etmemeğe azminiz var Nimet Hanım… Bu, muhakkak… Fakat, bana ettiğiniz fenalık, sadebundan ibaret kalmıyor: yalan söylemek, baskalarına fena-12SÖNMÜS YILDIZLARlık etmek kabiliyetini benden çekip kopararak ahlâkımı da bozuyorsunuz! Beni hayatta hiç bir seyeyaramayan her tarafta hakaret gören bir biçare «Doğru Adam», bir mağdur «Hayat mağlûbu» yapıpçıkacaksınız. Bana bir cevabınız olabilir Nimet Hanım… Diyebilirsiniz ki: «Sizden mütemadiyenkaçıyorum Nejat Bey… Bütün ısrarlarınıza, takiplerinize rağmen ayda nihayet iki, üç defagörebiliyorsunuz… Haydi onun bes, on misli fazla bir zaman da aklınızda yasıyorum, diyelim… Yinesize yalan söylemek, fenalık etmek, binaenaleyh, kendinizi mesleğinize hasretmek için kâfi bir zamankalmaz mı?» Hayır, Nimet Hanım, o is de bildiğiniz gibi değil… «Đnsanın hayali az çok kendinebenziyor» derler… Katiyen yalan… Sizinki tamamıyle sizin zıddmız… Kendiniz ne kadar bendenkaçıyorsanız hayaliniz bana o kadar musallat oluyor, o kadar sırnasıyor… Ne kadar uğrassam bir türlüzihnimden çıkaramıyorum… Öyle bir hayal ki, benden daha yapıskan ve sırnasık… Ben, kovulduğumvakit boynumu büküp çekiliyorum. Halbuki o, hiç öyle seylere aldırmıyor, dimağımın içinde kendibeybabasının yalısında gibi hiç fütursuz geziyor, oturuyor, gülüyor, eğleniyor. Öyle yapıskan bir hayalki, simdiye kadar bir numunesini, yalnız amcamın Nisantası’ndaki evinde on seneden beri hemenfisebilillâh oturan kiracı efendide gördüm.«Doğru söyle Nejat, hiç mi zihninden çıkmıyorum?» diyeceksiniz. Đtiraf ederim ki, hayalimde sizibüsbütün N kaybettiğim dakikalar da var… Fakat -bir hain tesadüf eseri olacak- o dakikalar, tamamıylesizi gördüğüm, sizinle konustuğum dakikalara tesadüf ediyor ki, böyle bir zamandan istifade imkânıolmadığını siz de teslim edersiniz. Hulâsa, bir dava ki, «Sark Meselesi» gibi içinden çıkılmaz.,.

Aramalar: