Ahlakımızı ne zaman yitirdik?

Az önce aldığım sarsıcı haberin artçılarını hala hissedebiliyorum… İçimde, enkaz altında kalan bir şeyler çığlık atıyor; kimisi yardım istiyor, kimisi isyanları oynuyor. Neyden mi bahsediyorum? Adını vermek istemediğim bir üniversitemizde korkunç olaylar yaşandığını duyuyorum; kanım donuyor yetmiyor, hissizleşiyorum. Belki de insanoğlunun altına girebileceği en büyük kabuk, hissizlik. Daha hayatının baharında olan, geleceği için çırpınan genç bir kızımız bir grup erkeğin tecavüzüne uğruyor, yetmiyor kameraya çekiliyor.Elimin altında kayan şu klavye tuşlarının verdiği gerçekçilik bile kapıldığım rüyadaymışım hissine derman olamıyor… Sorguluyorum: Ahlakımızı ne zaman yitirdik? Çevremizde, sosyal yaşantımızda, hayat kırıntılarında hep bir yenilikçilikden, hep bir kalkınmadan kısacası bir değişimden söz edip durduk. Görüleni biz de görmek ve hissetmek adına her türlü hareket içine girmeye hazır olduk. Ama yanlış yaptığımız nokta nerede? Bizi kötüden ve yanlıştan ayıracak demir zincirler nerede veya kim koyuyor? İşte ahlak budur… Az önce duyduğum bu haber, demir zincirlerin uzun zamandır yerini sicim ipliklere bıraktığı, onların da kopup ahlaksızlığa ulaştığımızı ispatlıyor. Yani biz ahlakımızı yitireli çok oldu…

Günlük hayatımızda yaptığımız anlamsızca, insan gururuna, yaşamına yakışmayacak gerçekler sonradan yarattığımız maskeler altında uysallaşıp içlerimize işlemiş durumda. Bir zamanlar insanlar aydan, güneşten kısacası boyuttan ürker; hareketlerini frenlerdi. Sonra imdada din yetişti, ölümden sonraki yaşam hikayeleri yürekteki kötülüklere prangalar taktı. Ya şimdi? Korkarım ki dostlarım artık bizi durduran şeyleri yani insanlık değerlerimizi yitirmiş durumdayız. Hiç çevrenize baktınız mı? Ne zamandan beri uygarlık çatısı altında bu çirkef olaylar meydana gelmeye başladı? Bir dosya paylaşım programında kaç tane “Liseli xxx” videosu var? Ve ne zamandır bunlardan rahatsızlık duymaz, hatta ve hatta ilgi gösterir olduk? Şimdi bu sözü geçen kızımız hastaneden yeni çıkıyor, belki de birkaç gün öncesine içtiği o haplar kırdığımız zincirlere isyan ediyor. Dur durak bilmeyen insanlık ayıbının, lekesinin faturası ise işi kendi yöntemleriyle çözmeye çalışan bu kişiye kesiliyor. Bilmiyor ki intihar etmek, fırtınalar kopan denizde bir kağıt parçası olmaktan öte değil. Hiç yolda yürürken karşı cinsinizin bakışından rahatsız olduğunuz oldu mu? Ya da başka arkadaşlarınızın küçük dünyalarında yarattığı o çirkin fantezilere, gerçeklere kulak verdiniz mi? Çoğumuz bunları yaşadık, yaşıyoruz. Ama uzun zaman önce bindiğimiz bu ahlaksızlık otobüsünün son durağı nerede? Kim dur düğmesine basacak da duracağız? Yine bir din, yine güneşten, topraktan, aydan mı korkacağız? Yoksa içi geçmiş ruhlara kelepçe mi takacağız? Daha da önemlisi bu binilen otobüs nereye gidiyor?..Cevapları ne yazık ki ben de bilmiyorum. Çözümden ise bahsetmiyorum bile… İnternette, gazetelerde gördüğüm portreler de pek yardımcı olmuyorlar. Gün geçmiş ki artık “bir kızla nasıl yatarım” sorunsalı “nasıl insan olurum” sorusunu alt etmiş. Sanırım bu olayı gazetelerde, haberlerde göremeyeceksiniz çünkü olayın kahramanı delicesine korkuyor. Onu bu hale getiren grubun, ahır sürüsünün gölgesinde diyorum ki: Korkarım dostlarım, biz ahlakımızı yitireli çok olmuş

Shadow_Shooter

Begendigim bir yazı