Uzak Işıkların Yakın Duygusu

Biz 1824 ve 1826 yıları arasında keşf edilmiş Yunanistan merkezine 2500 km ilerisinde denizin tam ortasında etrafı masmavi denizlerle kaplı kor adası denilen adada hayatımızı sürdürürüz.

Şehir bize oldukça uzaktı akşamları şehrin ışıklarının ışıltısı ve parlaklığı bende çok derin duygular yaşatırdı içim geçerdi denizin karşısında uzanıp taaa uzaktaki şehrin ışıkları bana çoğu şeyi anımsatıyordu…

O küçük topraklarda sadece iki evdik ben annem babam ve kardeşim Robert olmak üzere dört kişiydik öteki evde ise bizim evin iki metre ilerisinde yaşayan Stavro amca vardı.

O tek yaşardı yalnız yaşardı sevecen ve çocuksu ruhu insanı kendine adeta büyülüyordu tek arkadaşımız oyun eşimiz sırdaşımız oydu bu mizacı için olsa gerek onu çok severdik onu o kadarki severdik…

Her sabah onun yanına giderek akşama kadar onunla oyun oynar, hayvanları tırmıklar, samanlığı temizlerdik ve annem ona gelince o da bize bağlı evin havasına neşe veren ve babamın sinirli tavrına karşılık bizi koruyan haliyle tam bir anneydi umursamaz bir anne değildi… Babama gelince ciddi asabi ve aynı zamanda sinirli tavrı bizi ona karşı soğutmuştu …

Derdimizi ona anlatmaya yaşadıklarımızı ona açma gibi bir cesaret bırakmamıştı halbuki o da tıpkı

Annem gibi gönlü bizdeydi ama her halde o da öyle görmüştü ki bize böyle davrandığına inanıyorum.

Sabah işine gider akşamda gün batımına doğru eve gelirdi. Yunanistan da turistik bir otelin barında garsonluk yaparak geçimimizi sağlıyordu ve kardeşim Robert ona gelince efendi sesiz ve dostane bir mizacı vardı.

Bu gün Pazartesi babam sabahtan işe çıkmıştı hemen günün ilk ışıklarını görerek yatağımdan kalktım roberti

Kaldırarak sesiz bir sesle hade kalk stavro amcaya gidelim yavaş annemi uyandırma derken ayağı kapının önündeki ayakkabılığa takıldı ayakkabılığın çıkardığı sesle

ANNEM: Ne oluyor diyerek ayağı kalktı

Yat anne yat bir şey yok dedim…

ROBERT: Özür dilerim anne kusura bakma

ANNEM: Yok yok bişey olmaz zaten kalkacaktım siz nereye gidiyorsunuz

BEN: Stavro amcanın yanına gidiyoruz dedim

ANNEM: Kahvaltı yapında gidin dedi

BEN: Yok anne yok stavro amcada yaparız dedim

Koşar adımla stavro amcanın yanına gittik stavro bu sabah erkenciydi erkenden samanlığı toparlamış kahvaltımızıda kurmuştu. Yüksek bir sesle günaydın dedi

BEN ve ROBERT: Beraber günaydın dedik

Ah ne güzel günlerdi o günleri birdaha yaşamak için neler vermezdim sonu hüzünle sonuçlanan bir adaydı derken kahvaltıya oturduk kıyılmış domates otlu peynir ve küçük kase dolusu zeytin vardı o küçük kasenin içinde. Benim yüreğimde yaratığı duyguları asla tahmin bile edemezsiniz.

Az sonra Stavro amca sen atları tarayacaksın ben ve Robert’te ‘ineklerin suyunu dolduracğız’ dedi.

Hani insan birini çok severde onu hiç kimseyle payşalmak ve kimseye kaptırmak istemez işte bu çok kötü bir acıydı..

İnce bir ses tonuyla tamam ‘tarak nerede’ diyerek atlara doğru yürüdüm…

Sinirli bir tarzla atlara vurdum. D sinirin bende yaratığı şiddetle atlara vurdum. Kişneyen atın sesiyle Stavro amca ‘ne yaptın’ ‘at huysuzluk yaptı’ dedi. Bende ‘bir şey yapmadım’ dedim. Stavro amca ‘tamam tamam bir şey olmaz ama daha dikatli ol’ dedi, ‘onlarında bir canı olduğunu unutma’ dedi.

Daha sonra Robert ve Stavro amca dışarı çıktılar bende ahırın küçük camından onları izliyordum. Gözüm doldu yüreğim yandı çünkü Stavro amcanın Robert’e gösterdiği ilgi ve alaka beni ona daha çok bağlıyordu.

Çünkü zor birşeyi elde edebilme yolundaki hüzün insana büyük zevkler tattırır bu biraz da sefaya giden yoldaki cefanın azmi benim için biraz da kutsaldı. Derken günler su gibi geçiyordu. Her gün üzüntü ve azim ve hırs duygusunun bende ilerlemesi beni oldukça üzüyordu. Çünkü küçük yaşta yaşadığım bu duygular benim için oldukça ağırdı her geçen günün bende bıraktığı iz benim kişiliğime yansıyordu.

Yine günlerden bir gün Çarşamba sabahı beraber uyanarak yine Stavro amcanın yanına gittik. Bu sabah Stavro amca hala uyanmamıştı. Kapısını çaldık ama kimse açmadı bir süre sonra Stavro amca kapıya doğrularak kapıyı açtı. Robert ‘niye kapıyı geç açtın’ Stavro amca birşeymi oldu. Bugün sol tarafımda bir sıkıntı ağrı var geceden bir saat bile uyumadım şehre inip doktora görünecem benimle gelmek isteyen varmı dedi.
Ben ve Robert gelmek istedik ama o Robert gelsin dedi. Hiç konuşmadım ağlamam geldi taşlı kulübenin arkasına geçerek ağladım az sonra şehre doğru yol aldılar arkalarından baka kaldım akşama kadar gelmelerini bekledim sinir dolu saatlerle gözüm yolda kaldı ve tam gün batımına doğru…

Taa uzaktan göründüler ve onlara doğru yürüdüm

BEN: Hayırdır Stavro amca doktor ne dedi kötü bir şey yok inşallah

STAVRO AMCA: doktor kalp krizi dedi ve ilaç yazdı bir hafta sonra kontrolün var dedi o zamanda sen benimle gelirsin dedi

Stavro amcanın rahatsızlığı beni çok üzdü kaybetme korkusu içime işledi.

Ona sarılmak onunla daha çok vakit geçirmek istiyordum.

Bu gün Pazar babam evde iş yok kahvaltı onunla yapacağız az sonra annem kalktı kahvaltımızı hazırlamak için mutfağa gitti bizde kalkarak salonda Dobert’le oyun oynamaya başladık derken robertin atığı top babamın yatığı odanın camına çarparak cam şidetli şekilde yere düştü babam sinirli bir şekilde yatağından kalkarak Roberti tokatlamaya başladı. Annem her ne kadarda Roberti kurtarmaya çalışsada babamın küvetine karşı koyamadı sesiz sesis duvara yaslanarak ağlamaya başlayan Robert için bende kendimi tutamayarak ağlamaya başladım gözlerinden akan yaş onun mazlumluğunu sesizliğini ele veriyordu az sonra kahvaltıya oturduk sesizce kahvaltı yapmaya başladık…

Babam çıkar çıkmaz annem roberti kucakladı annemin kucaklamasıyla hıçkır hıçkır ağlayan Robert ne kadarda zavalıydı

BEN: Hade kalk stavro amcaya gidelim dedim

ROBERT: Tamam geldim yüzümü yıkayayım gelecem bekle dedi.

Aynı zamanda bu gün stavro amcanın doktora kontrol günüydü.

Az sonra Stavro amcaya gittik durumu fark eden stavro amcaya konuyu anlatım stavro amcada Robert’e teseli vermek için bir şey olmaz babandır, normaldir moralini bozma diyerek teseli sözcükleri sarf etti daha sonra bu gün sen benimle şehre gelmek istermisin dedi

ROBERT: Tamam hazır olurum dedi

STAVRO AMCA: Bana doğru yürüyerek bugün Robert’ in morali bozuk onunla gidecez kusura bakma oldu mu?

BEN: Tamam dedim dilim her ne kadar da tamam dese de gönlüm hiç istemiyordu. Üzüntülü bir şekilde kıyıya giderek sinirli sinirli denize taş ayıyordum birden aklıma bir şey geldi.

Babamın geçen seneden kalma bazı uyku hapları vardı eğer bu uyku haplarını Robert’ in yiyeceğine atarsam Robert uykuya kalır ben ve Stavro amcada şehre gideriz diye düşündüm…

Yaptığımın yanlış olduğunun bana acı vereceğinin farkına hiç varmamıştım çocukluk aklıma uyarak

Bekledim gitmelerine tam iki saat var hemen eve ilerleyerek babamın

Çekmecesindeki uyku haplarını alarak Robert’ in en çok sevdiği tatlının içine atarak iyice karıştırdım buzdolabına koyarak Robert’i bekledim. Az sonra eve gelen Robert’e tatlısını vererek yemesi için ona yardımcı oldum.

Daha sonra yavaş yavaş robert’in uykuya daldığını fark etim bende koşar adımla stavro amcaya Robert biraz rahatsız evde yatıyor ben seninle geleyimmi dedim.

STAVRO AMCA: Tamam gel ama sakın huysuzluk yapma dedi.

BEN: ‘Yapmam dedim’ derken az sonra şehre gitmek için yola çıktık. Şehir çok güzel cıvıl cıvıl insanlar çok güzeldiler ve saatler sonra akşam oldu eve gitmek için yol aldık ve taa uzaktan ada göründü ada ilk defa bana bu kadar uzak görünüyordu yaklaştığımızdaysa ne göreyim!!

Evimizin önü kalabalık özel araçlar insanlar ve birde ambulans vardı.

Şaşkın gözlerle Stavro amcaya ‘ne oluyor bu insanlar ne diye bağırarak’ sormaya başladım ve adaya ayak basar basmaz eve doğru koştuk tam yaklaştığımızda babamın ve annemin haykırma sesi geldi.

Daha sonra çok heyecanlandım ve kapıya doğru koştum beni içeri almayan sivil elbiseli adamlarla stavro amca bir şeyler konuştuktan sonra Stavro amcada ağlamaya başladı. Daha sonra anladım ki ben ne yaptım!!! Meğerse benim Robert’in tatlısına atığım ilaçtan dolayı Robert zehirlenerek hayatını kaybetmişti…

Duyar duymaz öldüm dirildim bacaklarım beni taşımaz oldu Robert benim gözümün önüne gelerek içim içimden kopuyorduAradan iki gün geçti yaptığım bu korkunç olayı kendimde taşıyamıyordum. Bunu birine anlatmalıydım yoksa kendiminde katili olacaktım…

Aradan zaman geçiyordu. Savro amcanın kalbide gittikçe kötüye gidiyordu. Birgün dayanamayarak Stavro amcaya konuyu açmayı düşündüm ve onun yanına giderek konuyu anlattım…

Bağırdı çağırdı, kızdı ve bir de tokat attı ama bu durumu hiç ailemle görüşmedi artık Stavro amcaylan da güzel günlerimiz olmuyordu. O ada artık bana zindandı.. Derken her sabah Robert’le gittiğim Stavro amcaya bu sabah tek başıma ilerledim kapısını çalmama rağmen kapıyı açmayan Stavro amcanın durumuna endişelenerek babamı çağırdım.

Stavro amcada beni yalnız bıraktı oda gitti artık tektim oda ölmüştü.

Robert ve Stavro amcanın mezarını yanyanda yaptık yanlarında bir şişin üzerine bir ışık kurduk

Çünkü bu gün bu adayı terk ettik. Şehre taşınıyoruz eskiden adadan

Yunanistanın ışıklarını seyrederek içim geçiyordu…

Şimdiyse Yunanistandan adadaki Robert ve Stavro amcanın mezarı başındaki ışığa bakarak içim geçiyor….