İnsanca Varolma Sanatı kitap özeti

Kitabın isminden de anlaşıldığı gibi insanca varolmak bir sanattır. Biyolojik olarak insan şeklinde dünyaya gelmemiz, insana uygun şekilde yaşam süreceğimiz anlamına gelmemekte, hayatımızın kendimizi tanıma ve ifade etme süreciyle şekilleneceği kısacası kitabda da açıklandığı gibi bir doğuş yaşamakta ve herkezin kendi özünü ortaya çıkarması gerekmektedir.

Yaşamakta olduğumuz 21. yüzyılda teknoloji başta olmak üzere herşey çok çabuk değişmekte ve bilgi bombardımanına mağruz kalarak neyin gerekli neyin gereksiz olduğu tespit edilemeden sürekli olarak önümüze getirilen ve sunulan bilgilerle fikirlerimiz oluşmaktadır. Aile başta olmak üzere kültür, anane ve eğitim sistemiyle farkında olmadığımız insan mühendisliği çalışmalarıyla sanki birer seri üretim ürünü bireyler yetiştirilmekte ve istenilen şekilde yönlendirilmektedir. Bu kitap okunduktan sonra anlaşılıyor ki yaşantımızı ne yazıkki bilinçli şekilde kendimiz yönlendiremiyoruz. Adeta akvaryumdaki balıklar gibiyiz. Ancak akvaryumdan çıkınca durumumuzu fark edebiliyoruz. Eğer gerçekten birer birey olmak ve özümüzü keşfetmek istiyorsak, bu kitap bizim için bir başlangıç en azından bazı sorular sormamıza neden oluyor.

Kitapda değerli düşünürlerin ve insanca varolma sanatını oluşturanların fikirlerine öz olarak değiniliyor. Belli başlı tespitler ise aşağıda belirtilmiştir.

İnsan olmak soru sormayı öğrenmektir. Kişiler yaşamın anlamını sorgulamak zorundadır. Duygular ve düşünceler bazılarının sandığı gibi birbirinin karşıtı iki ayrı eğilim değil tek ve bölünmez bir bütünün iki ayrı yüzüdür. İnsanı anlamak ise dağın iki ayrı yamacını aynı anda görebilmek demektir. İç yolculuğuna çıkan insanlar ancak başarılı olabilirler. Hayatı kaybetmekten daha kötüsü hayatın anlamını kaybetmektir. Horney’ e göre kişinin kendi özgün doğasını ve benliğini yitirmesi demek olan yabancılaşmanın temelleri ilk çocukluk dönemlerinde atılır. Anne babaların ve eğitmenlerin görevi, çocuğa kendini tanıma ve özgürce gelişme bilinci kazandırmaktır. “Bahçıvan bir gül fidanını besleyebilir de, kurutabilirde; ama onun gül fidanı değil de, bir meşe palamudu olmasına karar veremez.”diyor Moslow: insan aynı anda hem olduğu hemde olmak istediğidir. İnsan özlemleri, amaçları, beklentileri , kaygılarıyla bir bütündür. Eğitimin ve toplumun görevi, kendi gizli ğüçlerini gerçekleştirmesi için kişiye yardımcı olmak ve onu istediği yöne doğru uçması için yüreklendirmektir. Bu süreç içinde kişinin kendisiyle tanışması, iç dünyasına bakmayı ve kendi sesiyle konuşmayı öğrenmesi için gereksinim duyduğu tek şey sevgidir. Fromm ‘ a göre insan karmaşık bir bütünlüktür. Çoğu kez kendi varoluşundan kaynaklanan çelişki ve çatışmaları çözemez. Fromm açıkça şunu söylüyor: insanın en büyük sorunu : kendini, yaşamı ve diğer insanları severek, gelecekten korkmadan ileri doğru adım atmaktır.

May: Özgürlüğünden bir biçimde vazgeçmeye zorlanmış bir insanın besleyeceği nefret duygularının derinliğini anlayabilirsek , özgürlüğün insan için taşıdığı önemide anlayabiliriz. Başka bir anlatımla nefret etme ve öfke duyma, bazen bireyin rusal intiharını önlemenin tek yoludur. Örneğin kendisi olma ve varlığını özgürce geliştirme hakkı elinden alınmış bir insanın, nefret ve öfke duygularını geliştirmesi doğaldır. Özetle sağlıklı insanlar duygularını bastırmaz, onları akla ve ahlaka uygun biçimde dışa vururlar. Aksi halde özellikle dışa vurulamayan öfke ve nefret duyguları içe yönelir ve giderek bireyin özdeğer ve özsaygı bilincini yok eder.

Nietzsche’ ye göre özgürlük bir soru karşında “evet” yada “hayır” demekten çok farklı birşeydir. Özgürlük kendimizi şekillendirme, üretme ve yaratma deneyimidir. Kısaca “ gerçekte neysek, o olma becerisi ve hakkıdır. Kolay yaşamak istiyormusun? Sürüde kal ve sürü sevgisi uğruna kendini unut . Kişi değil de , sürüyü bir amaç haline getirmek, insanoğlunun en büyük hatasıdır. Goethe güncesine “ Ben on sekiz yaşındayken, Almanya da on sekiz yaşındaydı.”diye yazmıştır. Bu sözlerin anlamı açıktır. Nasıl bireyler gelişme ve ilerleme konusunda başarısız olabiliyorlarsa, toplumlarda geri kalabilirler. Bu bir yere kadar olağan karşılanması gereken bir durumdur.

Balzac, Napoleon’nun kahramanlık hikayeleriyle büyülenmiş bir Avrupa’ lı yazardır. Balzac, Napoleon’nun bir resminin altına şöyle yazar :”Senin kılıçla sonra erdiremediğin şeyleri , ben kalemimle tamamlayacağım. Balzac’ın bütün kahramanları tek bir azruyla yanıp tutuşmaktadır. “Bu kadın, bu araba, bu uşaklar, bu zenginlik, Paris ve bütün dünya benim olacak.” Yaşamak bir diğerini alt etmek , onu elegeçirmektir. Balzac’ a göre insan doymak nedir bilmeyen bir hayvandan farksızdır. Yaşamda tek güç şiddet ve iradedir. İnsanın dokusu budur. Başarı ve onur anlamsızdır. Balzac’ın yapıtları plansız ve yönsüzdür. Çünkü ona göre yaşamda öyledir. Değişmeyen kurallar ve değerler yoktur bu dünyada: bir yerde kutsal olan bir değer, başka bir yerde sıradan hatta lanetlenmiştir. Herşeyin değeri göreli ve kişiseldir. Onu ancak siz bilebilirsiniz. Size kaça mal olduysa onun değeri ancak odur.

Sartre “Toplum için geçerli olan insan içinde geçerlidir.”moderliğin sloganı haline gelmiş kalıp yargılara karşı savaşan çağdaş bir Don Kişot’ tur. İnsan kendi yaşamında başka bir şey değildir. İnsan kendi özünü yaratmakla sorumludur. Sartre herşeye meydan okuyan bir düşünürdür. İnsan daima kendisinin dışında bir varlıktır. Kendi dışında düşünerek ve kendini yitirerek var eder. insanın algıladığı evrenden başka evren yoktur. Yazgımız biz doğmadan belirlermiş değildir. Yazgımızı kendi seçimlerimizle biz yaratırız. Varoluşculuk insanı toplumsal sorumluluğa çağıran ahlaksal bir dünya görüşüdür. İnsan biraz iyi biraz kötü olabileceği gibi bazen iyi bazen de kötü olabilir. Başkalarının sorunlarına ilgi duymayan ve onlarla ilgilenmeyen insanlar, asla yeterince insanlaşmazlar. Sevgisizlik yaşama ve insanlara kayıtsızlık, kendi egosuna yoğun ve abartılı bir ilgi şeklinde ortaya çıkar. Anne babalık rollerini başarıyla gerçekleştiremeyen insanlar, sınırsız hoşgörüyle veya cezalandırıcı, baskıcı bir anlayışla sadece uyumsuz ve sorunlu çocuklar yetiştirebilirler.

İnsanın en büyük erdeminin Tanrılar’ bile ait olsa bencil ve zalim kararlara karşı koyma hakkıdır. Tanrı katından düşmesiyle düştü insanlık bu yüzden insan doğası kötüdür. Kötülük adeta genetik şifrelerimizin bir parçası olarak , kuşaktan kuşağa geçmektedir. Fromm’a göre insanın günahı bilme ağacının meyvesinden yemek değil, Tanrının emrine karşı gelmektir. Bu anlayış insanın doğasında bulunan merak ve öğrenme duygusunu suçlu görmek demektir. İnsanın bilme , anlama merakının günahkarlık sayılması , onun aklınında yok sayılması anlamına gelir. Sonuçta ilk itiaatsizlik eylemi, insanın özgürlüğüne doğru attığı ilk adımdır. İnsan olmak da budur.

Sokrates’ e göre toplumun ahlaki yönden ilerlemesi ve gelişmesi için , gelenekler ve dinsel öğretiler akılla sorgulanmalıdır. Gençler egemen düzeni sorgulamaya yöneltilmelidir.

Pazar ekonomisinde standartlaşma teknolojik üretim değil aynı zamanda beğeni anlayışı, tüketim alışkanlıkları , sosyal ilişki biçimleri kısaca düşünce ve duygularda standartlaştırılmıştır. Fromm’ a göre puta tapan bir insan nasıl kendi yaptığı putun önünde eğiliyorsa, bugün insanlıkta kendi yaptığı teknoloji putunun önünde eğilmiştir.
Yunus Emre’nin bir şiirinde dile getirdiği gibi;

İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Ya bu nice okumaktır.

Bireyler olarak öncelikle bol bol düşünmeliyiz. Yaptığımız hareketler ve davranışlar bilinçli ve düşünülerek yapılmış olmalıdır. Bu kitapta ve diğer başka kitaplarda yazılanlar kesin doğrular değillerdir. Burada bir yaklaşım yapılmakta ve farklı çözüm yolları hakkında bilgiler verilmiştir. Bence hepimiz düşünme yeteneğimize sahip olduğumuz için her konuda eleştiri şeklinde yada alışılagelmişin dışında yapılan tespitler karşısında hemen onaylayıcı olmayıp, kendi değerlendirmemizi yapmalıyız. Bence insanca varolmak daha da önem kazanmıştır. Aslında insanca varolma birey olmanın dışında, toplum olarakta hepimize çok kolaylıklar ve rahatlıklar getirecektir.

Aramalar: