UÇURTMA AVCISI – KHALED HOSSEINI

1975 Kışına kadar yaşamım çok iyidi. 1975 Kışına kadar…

Çocukken Hasan’la beraber babamın evininin yanındaki kavak ağaçlarına tırmanır, beraber komşuları rahatsız ederdik. Beraber ağaçların tepesinde yemiş yerdik, muhabbet ederdik. Ona kitap okurdum. Hasan kitap okumayı bilmezdi. Hasan bizim yardımcımız Ali’nin oğluydu. Ali ve Hasan Hazaraydı. Yani Afganistan’da pek sevilmeyen ırklardandı. Ali’nin küçükken geçirdiği çocuk felci yüzünden ayağı topaldı ve burnunda yaralar vardı. O yüzden onunla hep dalga geçerlerdi. Fakat Ali hiç aldırmazdı yoluna devam ederdi. Hasan’ın anneside Hasan’ı doğurduğu gün Ali’yi terk edip gitmişti. Baba, Afganistan’da sözü geçen birisiydi. Herkese yardım etmiş, herkes tarafından tanınan birisiydi. Bu yüzden ona baba deniyordu ve bu lakabı ona en yakın arkadaş Rahim Han vermişti. Babamı çok seviyordum fakat aynısı nı onun için söyleyemezdim. Baba çok ciddi, işindeydi ayrıca zamanda Hasan’ı çok seviyordu. Ben kavga ederken çocuklardan korkardım beni hep Hasan kurtarırdı. Benim yeteneğin kavga etmek değil kitap okumak, hikaye yazmaktı. Ama baba bunu bir türlü
anlamıyor ve içten içe Hasan’ı seviyordu ve bu beni deli ediyordu. Günler geçti baba bir yetimhane yaptırma kararı aldı. Yetimhane inşaası bittiğinde bana Hasan’ıda alıp gelmemi söyledi. Fakat ben Hasan’ın işi var diyip onu çağırmamıştım ve babayla beraber gitmiştim. O gün pekte güzel vakit geçirmemiştim ama sonuç olarak babayla beraberdik. O zamanlar meşhur bir kovboy filmi vardı. Hasanla hep ona özenirdik. Ama garip olan ben Hasan’ı arkadaşım olarak görmüyordum çünkü o bizim yardımcımızın oğluydu. Her şeyi beraber öğrenmiştim ama aramızda görünmeyen bir duvar vardı. Biz o sıralarda kovboy filmine özenirken kendimize Kabil’in Sultanları dedik. Bir gün Hasan’a şaka yapmak için ona öykü okur gibi yapıp kafamdan bir şeyler uydurdum ve Hasan bunu çok beğendi. Aynı gece ilk kısa öykümü yazıp babaya haber verdim ama baba hiç ilgilenmedi. Aksine Rahim Han okumak istedik. Keşke Rahim Han babam olsaydı dedim. Rahim han öykümü okudu ve çok beğendi. Hasan’da öyle. Bu işe ilk girişim böyle oldu. Sonra bir gün Hasan’la gezerken mahallenin delisi Assef’le karşılaşık. Assef iri yarı biriydi kimseden dayak yemezdi. Bana saldırmaya çalıştı. Fakat Hasan sapanının Assef’e doğrulttu ve beni kurtarmış oldu. Assef gitti ama bu iş burada bitmeyecekti. Sonra Hasan’ın doğum günü geldi ve baba hediye olarak onun dudağının üstündeki yarayı tedavi ettirmek için bir doktor getirtti. Hasan ameliyat oldu yaradan çok az iz kaldı. Zamanla oda geçti. Bu beni iyice deli ediyordu. Babam neden beni değilde Hasan’ı bu kadar çok seviyordu ? Bu işte bir gariplik vardı. Bu arada Afganistan’da darbe oldu ve yüz yıllık saltanat sona erdi. Ve tabiki kış geldi. Hasan’la beraber sobanın altında akşama kadar oyun oynuyoduk. Birde uçurtma yarışları vardı. Kabil’in olmazsa olmazları. Uçurtma yarışlarında ellerimiz yara bere içinde kalır, bunlarla gurur duyardık. Ben çok iyi bir uçurtma uçurucusuydum, Hasan’da avcısı. Uçurtmanın nereye gideceğini hemen tahmin eder, bulur ve getirirdi. Tabi bu aralarda ben Hasan’la dalga geçmeyi ve aşağılamayı ihmal etmiyordum. Ve gün geldi uçurtma yarışları başladı. Baba, Hasan ve Ben beraber gidip en kaliteli uçurtmaları aldık. Uçurtma yarışları başladı. Çok heyecanlıydım. Babanın gözüne girmek için tek şansımdı. İçim içime sığmıyordu. Hasan yanımda bense uçurtma uçuruyordum. Ve son uçurtma kaldı ben şampiyon oldum ama iş daha bitmemişti. Uçurtmayı yakalamak gerekiyordu ki burada görev Hasan’ındı. Hasan hemen koşmaya başladı ve ” Emir ağa senin için bir değil bin uçurtma yakalarım!” diyerek koşmaya başladı. Fakat vakitler geçti gelmedi. Benim aklımda Hasan değil uçurtma vardı. Aramaya koyuldum. Sora sora buldum. Gördüğüm tablo korkunçtu. Bir ara sokakta Assef ve iki arkadaşı Hasan’a tecavüz ediyordu. Hiç bir şey yapamadım. Kurtarabilirdim. Ama gözlerimi kapatıp gittim. Hasan uçurtmayla geldi ve babanın gözbebeği oldum. O günü, o sahneyi unutmak istedim ama olmadı. Bugünden sonra her şey değişti. Babanın favorisiydim. Her şeyimle ilgileniyor, beni çok seviyordu. Ama Hasan’la bir okadar kötülemiştim. Hasan benle beraber gezmek, takılmak istiyor ama ben yapamıyordum. Günler geçti doğum günüm geldi. Bir sürü armağanlar geldi. Orada gördüğüm şey beni mahfetti. Hasan, Assef ve o iki arkadaşına içecek veriyordu. Eve çıktım. Hasan’ın bu evden gitmesi gerekiyordu. Evde kaldım. Hasan’ın ve Ali’nin pazar gitme saatinde gelen armağanlardan bir kaçını ve paraları Hasan’ın yatağının altına koydum. Hasan bundan habersizdi. Geldiklerinde babama kayıp olduğunu, Hasan’ın yatağından çıktığını söyledim. Baba hepsini odaya topladı ve çaldın mı diye sordu. Hasan onayladı. Hasan beni hiç üzmedi, hiç kırmadı, hiç aşağılamadı, hep iyiliğimi istedi. Baba kalmaları için ağladı affeti. Babayı ilk defa ağlarken gördüm ama Ali ve Hasan o gün gittiler. Nereye gittiklerinide söylemediler.
Bu günden sonrada hiç görmedim.
Bu sıralarda Afganistan, Sovyetlerin işgali altına girdi. Baba evi bırakıp hemen gitmek istiyordu fakat giriş çıkışlar yasaktı. Mecburen kaçak yollarla geçecektik. Bunun için bir sürü para ödedi. Kaçak yollarla Pakistan’a gidecektik. Giderken yolda Rus askerler çevirdi ve bir kadınla birlikte olmak istediler. Adamın kocası hiç bir şey yapmadı ama baba neredeyse ölüyordu yinede kadını bırakmadı. Daha sonra bu olaydanda kurtulduk ve araba Calabat’a kadar geldi. Bizi orada bıraktılar ve iki gün sonra tekrar geleceklerini söylediler. İki gün sonra tekrar geldiklerinde Kerim (araba şöförü) arabanın bozuk olduğunu söyledi. Baba delirdi. Heybetli kollarıyla Kerim’i yukarı kaldırı ve bayağı azarladı. Kamyon falan yoktu. Tankerle gidecektik Pakistan’a. Ve sonunda ulaştık. Fakat baba Amerikaya gitmeyi çok istiyordu. Ve gittikte. Baba orada bir benzinlikte pompacı olarak işe başladı bende okumaya devam ettim. Babam günler geçtikçe işte yükseliyor ama bunu sevmiyordu. Günler geçti benim okulum bitti. İki senelik bir üniversiteye kayıt olmayı düşünüyodum. Yazarlık için. Çocukluk hayalim. Daha üniversiteye kayıt olmadan babam eski kamyonunu satıp bana iyi bir Ford almıştı. Beni idare ediyordu. Babama yazarlık fikrini söyleyince hiç hoşuna gitmedi. Sinirleri tepesine çıktı. Tartıştık. Bende Ford’uma binip birkaç tur attım. Bu sıralarda baba külüstür arabasını satıp kendine bir otobüs aldı. Onunla eski, kullanışmış eşyalar satıyorduk. Pazarda bir general ile tanıştım ve kızıyla. Kızı çok hoştu. Oldukça güzeldi. Kafaya koymuştum bu kızla konuşacaktım. Bir yolunu bulmaya çalışırken baba anladı. Dikkatli ol diye uyarı verdi ama nafile ben yerimde duramıyordum. Resmen aşktı bu. Süreyya… Bu günden sonra ilgi alanım Süreyya olmuştu ama derslerimi boşlamıyordum. Bu sıralarda çok kötü bir şey oldu. Baba hasta oldu. Üstelikte amansız bir hastalık. Kanser. Tedavi olmakta istemiyordu. İnatçıydı. İşe yaramıyacağını biliyordu. Son günlerini huzurlu geçirmek istiyordu. Haklıydıda. Tabi ben bu sıralarda Süreyya konusunda rahat durmuyordum. En son baba bu kadar meraklıysan gidip isteyelim dedi. Hemen evet dedim. Bir sorun vardı. Süreyya bakire değildi. Belkide bu Hasan’a yaptığım o ihanetin bir bedeliydi. Ama umrumda değildi. Hemen babayla istedik kızı. Babasıda gönüş rahatlığıyla verdi. O sıradaki gelenekleri yapamadık. Malum babanın hali belli. Hızlı hızlı evlendik. Süreyya babama kendi babası gibi bakmaya başladı. Ama günler geçtikçe babam dahada kötü oluyordu. Gün geldi babam vefat etti. İlk defa kendimi yalnız hissettim. Baya üzüldüm, yas tuttum ama her şey gibi buda geçti. Artık baba olma hasreti vardı. Her yolu denedik ama çocuk sahibi olamadık. Olmuyordu. Evlatlık edinmeyi düşündük. Buda olmazdı. Umudu kesmiştik. Bir gün bir telefon geldi. Arayan Rahim Han’dı. Hemen görüşmemiz gerektiğini, Pakistan’a gelmemi söyledi. Süreyya, General Tahiri hepsi karşı çıktı savaştan dolayı. Ama ben yinede gittim. Buldum Rahim Han’ı konuştuk. Bana yeni Kabil’den, her şeyin değiştiğinden bahsetti. Ve birde resim çıkardı. Hasan, Karısı ve Hasan’ın oğlunu. O kadar güzel sohbetten sonra beni mahfeden bir şey istedi benden. Kabil’e gidip Hasan’ın oğlunu bulup getirmemi. Hasan’ın aslında üvey kardeşim olduğunu. Burada bakıcı tuttuğunu burada bakacağını söyledi. Başta kabul etmedim. Düşündüm. Daha sonradan Rahim Han’la görüşüp tamam yapacağım dedim.Adam bile ayarlamıştı Rahim Han. Bindik gittik Kabil’e. Kabil Sovyet işgalinden kurtulmuştu ama çok daha pis bir şeyle karşı karıyaydı. Taliban. Ülkede terör estiriyordu. Taliban’ın adamları istediğini vuruyor, istediğini alıyor götürüyordu. Hasan’ıda bunlar öldürmüştü. Kafasına silah dayayıp çocuğunun önünde. Feritle beraber Kabil’de Hasan’ın bir yetimhanede yaşadığını öğrendik. Gittik bulduk. Fakat Hasan orada değildi. Müdürle konuştuk. Müdür çocukları pazarlıyordu. Para karşılığında çocuklara tecavüz edilmesine izin veriliyordu. Hasan’ın çocuğunuda bir adam almıştı. Götürüp getirmemişti. Bu adamı nerede bulabileceğimizi sorduk. Stada gidin orada görürsünüz dediler. Stada gittik. Orada bi adam şov yapıyordu. İki tane sevgiliyi binlerce kişinin önünde kafasına taş atarak öldürdü. Hiç gözünü kırpmadan. O zaman beni bir korku sardı. Nasıl alacaktım ben bu çocuğu ? Neyse günler geçti biraz düşündüm ve adamlar bir görüşme ayarladık. Adamla görüşmeye Ferit ile beraber gittik. Ferit arabada bekledi ben içeri girdim. Silahlı adamların arasından geçiyordum. Çok korkuyordum ama iş işten geçmişti. Adamla görüşmeye çıktık. Biraz muhabbet ettikten sonra adam seni tanıyorum sakalını çıkar dedi anlayamadım. Sonunda şok olmuştum. Bu Hasan’a tecavüz eden çocuk Assef’ti. Kadere bakın. İlk babasına, sonra çocuğuna. Çocuğu getirttiler. Askerleri odadan çıkardı. Bana seçenek sundu. Kavga edecektik. Eğer kazanırsam çocuğuda alıp gidecektim. Kaybedersemde ölecektim. Askerler odanda çıktı. Ben, Assef ve Sohrab. Kavgaya başladık. Assef beni iyice dövdü. Öyle böyle değil. Artık bırakmış ölümümü bekliyordum ve Sohrab.. Hasan’ın oğlu. Yine elinde sapan germiş beni kurtarıyor. Babasıyla aynı sahneyi yaşamıştım. Sohrab lastiği bıraktı. Taş Assef’in gözünde patladı. Zor bela kaçtık oradan. Arabaya atladık. Devamını hatırlamıyorum. Hastanedeyim. Birkaç yerim kırılmış, yırtılmış. Ama olsun. Sohrab yanımda. Feritlerde kalmasını söyledim iyileşene kadar. İyileştim ve hemen Pakistan’a gittik. Rahim Han kaybolmuş. Ortada bakıcı falan yok. Sohrab kaldı bana. Arayıp Süreyya ile konuştum. Sohrab’ı Amerika’ya getirip bizim çocuğumuz olması konusunda. Süreyya çok sevindi. Hemen işlemleri başlattık. Ama bir sıkıntı çıktı. Baba onayı olmadan çocuğu getiremiyorduk ki babası ölmüştü. Onay almamız imkansızdı. Ama yasa böyleydi. Her şeyden umudu kesmişken Süreyya’nın dış işlerde çalışan amcası bize iyi haberi verdi. Onu getirebilecektik. Ve sonuç olarak Sohrab’la beraber Amerika’daydık. Fakat hiç hayal ettiğim gibi olmamıştı. Sohrab hiç konuşmuyordu. Odasından çıkmıyordu. Günler böyle geçti. İkiz kuleler saldırısı oldu. Dünya yerinden oynadı. Generla Taheri’yi tekrar göreve çağırdılar. Dünyalar adamın oldu. Sohrab sessizdi ama Amerika değil. Afgan yılbaşısı geldi. Eğlenceler başladı. Bizde katıldık. Sohrabla beklide ilk defa orada uçurtma ueçuruken konuştuk. Ve yine babasının sözü aklıma geldi. “Senin için bin tanede olsa yakalarım Emir ağa.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir